FikrimYok © Hakkında

Bizim Fikrimiz Yok,

Herkesin bomboş fikirlerini ulu orta söyleyerek itibara alındığı, İncir çekirdeğini doldurmayacak fikirlerin gündemi değiştirdiği, Kara cahil adamların sözlerinin vecize olarak kabul edildiği, Kışkırtıcı sloganların günlük hayatı düzenlediği, Milyonlarca dolarlık transfer ücreti alarak gazete köşesi kapanların şirket menfaatlerini günlük siyaset olarak gösterdiği, Cehaletin karanlığının aydınlık gelecek olarak sunulduğu, Yabancı ülkelerin istihbarat servislerine ajanlık yapanların yazılarıyla ortalığı bulandırdığı, Kişisel husumetlerini kusmak için fırsat yakalayanların büyük yazar addedildiği, Tek özellikleri topluma ait değerler ile alay etmek ve aşağılamak olanların entellektüel yazar olarak görüldüğü bir Türkiye'de...

Yüreği bu toplumun değerlerini korumak için atan, Sıfatı olmadığı için ne kadar büyük fikirler ortaya koyarsa koysun sesini duyuramayan, Toplumsal servetin eşitce paylaşıldığı bir Türkiye'yi yaratmak isteyen, Bize ait değerlerlerle alay edilmesini içine sindiremeyen, Bu kadar boş konuşan insanların yanında benim fikirlerimi kimse ciddiye almaz diyen, Biz bağımsız, sömürüsüz, huzur içinde bir Türkiye'de yaşamak istiyoruz diyenlerin,

Elbette "Fikri Yoktur".

Onların idealleri vardır...

Bu büyük ideallerin gerçekleşmesi için karınca gibi didinirler. Bunlar çakalların cirit attığı ortamlarda bir aslan asaletiyle hedefi kollarlar.

Öyle değil mi "Fikrim Yok"çular?

M. Kemal Atatürk | Karakalem Resimleri


Bu Sistemin Adı Ne?


28.03.2008 Tarihinde FikrimYok'ta "Terör Örgütü" adlı yazımızda şöyle demişiz:

"İlerleyen günlerde işler biraz daha kızıştığında bu şekilde yazan Zaman ve avenesi korkarım "bu ülkenin birliği ve bütünlüğü için yetiştirilen, bunun için yemin ederek göreve yollanan" ve kanlarını cesurca bu uğurda döken subay ve astsubaylarımıza "terör örgütü üyesi", Türk Silahlı Kuvvetleri'ne de "terör örgütü" diyecekler...

Az kaldı..."

01.07.2008 tarihinde Türkiye Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetlerinde,biri Kuvvet Komutanlığı yapmış biri Ordu Komutanlığı yapmış iki Emekli Orgeneral "Terör Örgütü Üyeliğinden" tutuklandılar!!!

Herhangi bir Yüzbaşı veya Binbaşı değil ORGENERAL TUTUKLANDI ...

TAHRİK! Türk Silahlı Kuvvetlerini bu tutuklamalarla tahrik ederek müdahalesini sağlamak ve bu amaçla halka mazlum rolü oynamak...

GÖZDAĞI! Türk Silahlı Kuvvetlerinin tüm personeline ve Komutanlarına bu iki gözaltı ile gözdağı vermek...

GÜÇ GÖSTERİSİ! Gerek beyanatları, gerekse üye oldukları (Atatürkçü Düşünce Derneği) sivil toplum örgütleri içindeki etkinlikleri ile ön plana çıkan bu şahısların kişiliğinde, ULUSALCI hareketi engellemek, MİLLİ hassasiyetleri olan kişi ve kuruluşları yılgınlığa sokmak...

İKTİDAR BENDE! Her defasında dile getirdikleri "Halk seçti" teraneleri ile iktidarın kendilerinde olduğunu göstermek...

DEMOKRASİ, Yasama,Yürütme,Yargı erklerinin bir diğerinin üstünlüğüne girmeden çalıştığı bir yönetim sistemidir. Bu sistemde, seçimle gelen siyasi partiler tek başlarına veya koalisyonlarla belirli bir süreliğine yasama ve yürütme işlerini üstlenirler.
Kısaca demokrasi denilen yönetim biçimi budur.

Seçilen siyasetçiler "kendilerini halkın seçtiği" iddiasıyla kanunlara uymamazlık edemezler...
Yolsuzluk yapamazlar...
Memleketinin menfaatlerinin aleyhine kanun çıkaramazlar...
Kendisine düşman ülkelere kolaylık sağlayamazlar...
Kendi ülkesini kötüleyen,mahkum eden başka parlamentoların kararlarına "KABUL" oyu veremezler...
Ülkesini seven insanları "TERÖRİST" diye suçlayamazlar...
Onları, Emniyet tarafından yok edilmesi gereken bir "İÇ TEHDİT" olarak niteleyemezler...
Ülkesini, iç ve dış tehditlere karşı koruyan Silahlı Kuvvetler mensuplarını gizli gizli izleyemez, dinleyemez ve "TUTUKLAYAMAZLAR"...

"Halk bizi seçti istediğimizi yaparız" iddiasıyla bunları yapan bir siyasi oluşumun adına "DEMOKRASİ DENİLEMEZ"

O zaman bütün milletvekilleri, belediye başkanları kafası bozulunca, istediği olmayınca adam öldürsün... Nasıl olsa halk seçti!!!

Bu arada olumlu şeyler de yok değil!
Daha önce polis sabah 04:30'da geliyordu şimdi 07:30 oldu!!!...

01.06.2008 / Ahmet ER
Ergenekon Madımak Hattı



At izi, it izine karıştı…

Kimin ne halt yediğini kestiremez olduk. Kısa vadeli olayların değişimindeki sürat, her kafadan ayrı bir ses çıkması, her iktidar grubunun elindeki belgeleri doğru-yalan ayrımı yapmadan kişisel hırslarına göre medyaya servis etmesinden dolayı millet kime inanacağını şaşırdı. Daha düne kadar ordusuna laf söyletmeyen insanımızın kafasında ordusuna karşı tereddütler oluşmaya başladı. İtibar erozyonu, haysiyet depremi, iftira kasırgası aldı başını gidiyor…

Herkesin itibar ettiği köşe yazarları zaten 20 yıl önce dediklerini, 10 yıl önce inkar etmişlerdi; 5 yıl önce söylediklerini de dünden itibaren inkara başladılar. Seviyesizlik yer altına düşmüş, çapsızlık nokta gibi…

Biri, Jandarma gibi yıllardır terörle mücadelede başı dimdik bir teşkilatın en üst düzey Komutanlığını yapmış; diğeri Ege Ordusu gibi NATO’dan bağımsız tek Ordumuzun ile 1nci Ordu gibi en güçlü ve en büyük Ordumuzu yıllarca yönetmiş iki eski Orgeneralimizin göz altına alınması, Yunanlılardan fazla içimizdeki muhalefeti sevindirdi. Nihayet muratlarına erdiler.

Dokunulmaz zannedilen aslında benim veya sizin gibi etten kemikten birer insanlar olan, ama liyakat, sadakat, feragat, fedakarlık, bilgi ve tecrübe gibi herkeste bir arada olmayan özellikleri bünyelerinde bulundurdukları için Türk Ordusunda en üst düzeye çıkma başarısı gösteren iki Komutanımızın göz altına alınması, içimizde Türk’e ve Türk olan her şeye düşman olma özelliği taşıyan bazı insancıkları hayatlarında tatmadıkları bir zevki yaşattı.

Daha önceden de dediğim gibi; bunlar asıl zevki 30 Ağustos’da Türk Silahlı Kuvvetlerinden emekli olarak ayrılacak bazı üst düzey Komutanlarımızın gözaltına alınması ile yaşamak istiyorlar.

Darbe ile ilgili ilk bilgilerin kaynağını teşkil eden, her nasılsa kendi de darbe hakkında bilgi sahibi olduğu iddia edilen Deniz Kuvvetleri eski Komutanı Özden Örnek bu gözaltılar listesinde yok. Aynı şekilde darbe planlarından haberi olduğu iddia edilen Kara Kuvvetleri eski Komutanı Aytaç Yalman ile Hava Kuvvetleri eski Komutanı İbrahim Fırtına da listede yok.

O zaman mesele darbe değil. Zaten darbe olsa herhalde emekli iki binbaşı veya başçavuşla darbe yapacak halleri de yok. Bunca yıldır Ergenekon operasyonu adı altında yapılan operasyonlarda tutuklanan topu topu 49 kişi var. Bunlar bırakın darbe yapmayı, kapılarının önünde PKK’lılar eylem yapsa ellerinde bunlara karşı koyacakları doğru dürüst mantar tabancası bile yok. Pardon, Ümraniye’de ele geçirilen 27 el bombası hariç. O el bombalarının da kime ait olduğunu iddianame açıklanınca göreceğiz. Gerçi iddianame de Guinness rekorlar kitabına girecek kadar büyük. İddialara göre sadece iddianamesi 2500 sayfa olacakmış, ekleriyle birlikte ne kadar olacağını, varın siz düşünün.

Beni asıl düşündüren bu kadar büyük bir iddianameye herhalde dünyanın bütün suçları sığar. PKK’nın 24 yıllık eylem sürecinde binlerce eylem yaptığı, binlerce silah yakalattığı, binlerce insanı öldürdüğü göz önüne alındığında tüm PKK suçları 129 sayfalık iddianameye sığarken, bu Ergenekon nasıl bir şeymiş de 2500 sayfalık iddianame hazırlanmış?

Duruşmalar başladığında iddianame okunmaya başlarsa, sadece iddianame okunması bir ayı bulur. Bunun yanında iddianamenin sonuna gelindiğinde, zaten baş sayfalarda hangi iddialar var, okuyan bile unutur.

Şimdilik basına sızan haberlere göre: iddianamede, Uğur Mumcu suikastından tutun da, Bahriye Üçok suikastına, Gazi Mahallesi olaylarından, Çorum- Maraş olaylarına kadar Cumhuriyet tarihindeki bütün suikast ve terör olaylarını Ergenekon’un yaptığına dair iddialar varmış… Bir tek Dağlıca Baskını ile Keneddy suikasti eksikmiş… Hayırlısı.

Benim bir tek kafamın almadığı, bizzat çok iyi incelediğim ve iddianamesini okuduğum, Sivas’daki Madımak Oteli Katliamının da Ergenekoncular tarafından yapıldığının iddia edilmesi. Öyle tırı vırı biri tarafından değil. Anlı şanlı bir profesör tarafından söyleniyor olması.

Evvelki günkü Zaman Gazetesi’nde eski Tüm Öğrenim Üyeleri Derneği Başkanı Prof.Dr. Tahir Hatipoğlu’na dayanılarak hazırlanmış bir haber vardı. Haberde Hatipoğlu, güya eski bir rektör yardımcısından dinlediği bir iddiayı gerçekmiş gibi ve kalben inanmış olarak dile getiriyor. Diyor ki: “Eski bir rektör yardımcısı arkadaşım bir konuşmamızda bana, Madımak katliamının arka planında MİT varmış, hatta iki MİT mensubu yangında yanarak ölmüş.”

Hatipoğlu son düzlüğe girmiş yarış atının süratiyle devam ediyor: Ergenekon yapılanmasına baktığında olayın derin devlet işi olduğunu düşündüm. Bu olayı derin devlet dincilerin üzerine yıkmak için yaptığını anladım.”

Atma Recep din kardeşiz!. Hocam, bilmiyorsan internet ortamından iddianameyi ve sanıkların itiraflarını bularak, bir oku. Katillerin profillerini bir incele.

MİT elemanı olarak Muhlis Akarsu’yu mu, Asım Bezirci’yi mi, Hasret Gültekin'i mi uygun görüyorsun, bize söyle de bilelim…

İşin daha da ilginci, Zaman Gazetesi’nde Madımak olayını Ergenekoncuların yaptığına dair imalarda bulunduğu bir kampanya başlatıldı. Evvelki günkü sayısında Ümit Aksoy’un “Aleviler katilleri yanlış yerde arıyor”, bir sonraki günkü sayısında Mehmet Kamış’ın “Madımak, Başbağlar ya da Ergenekon Çetesi” başlıklı makaleleri bunu açıkça vurguluyor. İnsafınız kurusun. Bari bu olayla ilgili Madımak Katliamından kurtulan insanların gazetelerde yayınlanan boy boy beyanatlarını da mı okumadınız?

Her makalemizde diyoruz. “Valla, söyleyecek sözümüz yok” hatta bu konuda hiçbir “fikrimiz yok”…

Yakında Ruanda’da ki Hutu-Tutsi çatışmasını da Ergenekoncular çıkardı derlerse şaşırmam… Bilgi kirliliğinde bütün bunları görecekmişiz… Bir an evvel şu iddianame yayınlansa da okumaya başlasak. Bu kadar iş arasında herhalde bir 3 ayda okuruz. O dönemde de yazılara bir güzel ara veririz…

Sedat Onar
ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ AMA PKK DEĞİL, ÖYLE Mİ?


Medya büyük bir güç, hele ki milyonların okuma yazma bilmediği bir ülkede görsel medya daha da büyük bir güç. Yönetenler bu gücün farkında ve medya ile iktidar arasında hassas dengeler gözetiliyor. Medya, siyaseti de, kamuoyunu da, sosyal hayatı da etkiliyor. Ulusal güvenlik de medyanın bu çekim gücü içerisinde yer alıyor.Medya büyük bir güç, hele ki milyonların okuma yazma bilmediği bir ülkede görsel medya daha da büyük bir güç. Yönetenler bu gücün farkında ve medya ile iktidar arasında hassas dengeler gözetiliyor. Medya, siyaseti de, kamuoyunu da, sosyal hayatı da etkiliyor. Ulusal güvenlik de medyanın bu çekim gücü içerisinde yer alıyor. Ayrıştırma ve kutuplaştırmanın siyasi aktörlerin emellerine ulaşabilmek için içte ve dışta başvurduğu bir taktik olduğu düşünüldüğünde, medyanın ulusal güvenliği etkileyen faktörlerin başında yer alması şaşırtıcı olmuyor. Suni olarak yaratılan gündemler iç ve dış güvenlikle ilgili dinamikleri yönlendiriyor, hedef saptırıyor, dikkatleri dağıtıyor ve siyasi aktörlere geniş manevra alanı sağlıyor. Medyanın ulusal güvenlikte rolünü gözler önüne serebilmek için güncel birkaç konudan bahsedilebilir.

ERGENEKON GÜNDEMDE AMA PKK DEĞİL

Son günlerde yazılı ve görsel medyada adını sıkça duyduğunuz bir Ergenekon meselesi var. Akıllarda kalan; “Terör Örgütü, Derin Devlet, Karanlık İlişkiler, Faili Meçhul Cinayetler, Ordu-Çete” temalarıdır. Gözaltına alınan ve tutuklanan kişiler açısından bakıldığında emekli askerler, üniversite öğretim üyeleri, yazar, gazeteci, siyasi parti başkanı, medya mensubu gibi adı ulusalcı olan bir çevrenin etkin isimleri göze çarpıyor. İsnat edilen suçlamalar açısından ise, kamuoyuna yansıdığı kadarıyla “terör örgütü kurmak, örgüte üye olmak, örgütün fikir babası olmak, sabotaj ve suikastler” gibi geniş bir suç yelpazesi sergileniyor. İddialara dayanak teşkil ettiği öne sürülen ve yaklaşık sekiz ay önce Ümraniye’de bir evde ele geçirilmiş el bombaları ise Ergenekon ile şiddeti yan yana getiriyor.

Hukuk devletinde, bir suçun işlendiği iddiası varsa elbet bunun bir soruşturması yapılır ama soruşturma gizli olmalı, şüpheli masumiyeti ön planda tutulmalı, benzerleriyle mukayese edildiğinde eşitliği çağrıştırmalı. İşte o zaman hukuk, hukuki değer taşır. Demokratik bir ülkeyiz ama medya hukuku tartışmalı hale getiriyor çünkü soruşturmanın gizliliğini bozuyor. Toplumdaki adalet duygusunu incitiyor çünkü şüpheliler daha ifadesine başvurulmadan önce mahkûm ediliyor kamuoyu vicdanında. Bunu kim yapıyor ya da hukukun bu şekil medya günlüğüne düşmesine kim sebep oluyor?

Aslında Ergenekon medyanın kapsamlı bir psikolojik harekâtı halini aldı hem de ben Türk’üm diyenlere karşı. Neden?

Devamı için FikrimYok.Com Ziyaret ediniz..

ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ AMA PKK DEĞİL, ÖYLE Mİ?

Önemli Başlıklar



• Ergenekon'la İlgili Tüm Haberler, Makaleler
• Erdal Sarızeybek | ERGENEKON TERÖR ÖRGÜTÜ AMA PKK DEĞİL, ÖYLE Mİ?
• Emekli Albay Erdal Sarızeybek'ten Sorularınıza Cevaplar
• Erdal Sarızeybek | Türk'üm Demekten Korkanlar!
• Erdal Sarızeybek | Yahuda'nın Gücü
• Yahudalar Bu Gücü Nereden Aldı?
• Erdal Sarızeybek | Yedi Milyon Dolarlık Terörist
• Erdal Sarızeybek | PKK'nın Yeni Lideri Barzani!
• Son Harekat | Kod Adı Yahuda | Henüz Basılmamış Kitabın Önsözü...


• Erdal Sarızeybek | Siyasi Zihniyet İhanete Düştü Artık
• Sedat Onar | Gözaltı Dalgası
• Sedat Onar | Ulusalcı Terör Örgütü
• Bir Şehit Oğlu’nun İlk Gecesi
• Sedat Onar | Dinler Arası Biyolog
• Ahmet Er | Bu Sistemin Adı Ne?
• Ahmet Er | Türk Gençliği ve Diğer Gençlik
• Ahmet Er | Türk Silahlı ve Silahsız Kuvvetleri
• Basından Siyasi Haberler | Öcalan, CIA, Said-i Nursi, Cinsel Sapkınlık
•
Moderatörlük Başvurusu


Doğru Tercih | Doğru Bilgi

Fikrimyok ÖSS Köşesi